No icon

Türkiye-Rusya anlaşması bölgesel denge mi?

Referandum Halk oylaması yapılalı bir hafta oldu ama siyasiler arasında fırtına dinmek şöyle dursun, kasırgaya dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu kavgaların biran önce sona erdirmeli ve ülke içerisinde işsizlik, ekonomi ve terörle mücadeleye hız vermek lazım. Yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi için alt yapıların hazırlanması kanunların Meclise gönderilmesi gerekmektedir… 

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, 3 Mayıs’ta Rusya da Putin ile görüşecek. Daha sonra Çin’e bir ziyaret yapacak, daha sonra 16–17 Mayıs tarihlerinde Çin’den direk Amerika’ya geçecek ve Tramp ile bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinde çok önemli görüşmeler yapılacağı açıkça orta’da, Suriye, Irak, DAEŞ, YPG, PYD, PKK, en önemlisi de FÖTE Elebaşı ve yandaşlarının,Türkiye’ye iade konusunu görüşecek olması… 

 

Tarih kitaplarını biraz araştırıyorum. Rusya’nın dünya tarihinde yer alması 9. Yüzyılın sonlarında başlar. Aradan geçen yaklaşık bin yıllık süreç içinde Osmanlı Devleti ve Rusya arasında hiç böylesine üstü düzey siyasi bir görüşme ve işbirliği olmamış. İşte benim dikkatimi çeken de görüşmenin bu yönüydü.1950-1960 yılları arasında Türkiye’de iktidarda olan Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerinde halkın büyük bir desteğini alırken, Başbakan Adnan Menderes ve bana göre Dış ilişkiler dâhisi olan Fatin Rüştü Zorlu, Batı dünyasının Türkiye’yi “sesi sedası çıkmayan, itiraz etmeyen ve kendileri ne isterse yapmak zorunda olan bir devlet konumunda tutmak İstedikleri”nin farkına varmışlar ve yüzlerini yavaş yavaş Rusya’ya doğru döndürme girişimi başlatmışlardı… 
Türkiye 1955 yılı Nisan ayında Endonezya’nın Bandung kentinde Asya-Afrika zirvesine katıldı. Bu bir ilkti ve NATO üyesi başka bir devlet yoktu zirvede. Aynı yılın haziran ayında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu’nun 300 milyon dolarlık bir kredi temin etmek üzere ABD’de uzunca bir süre kaldıktan sonra Türkiye’ye elleri boş olarak dönmesi Batı ile Türkiye’nin arasının açılmasının başlangıcını oluşturmuştu. Türkiye’nin Batı’dan beklediği kadar ekonomik yardım alamaması,Türkiye-Rusya ilişkisinin iyileşmesini sağladı. 1960 yılı başından itibaren Sovyet Rusya ile Türkiye ilişkilerinde yumuşama başladı… 

Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında Başbakanlar düzeyinde ziyaret 1960 yılı Nisan ayının 11’de gündeme geldi. Mutabakat sağlandı ve Temmuz ayında yapılması kararlaştırıldı. Yıllardır Türk halkını komünizm tehlikesinin varlığına inandıran, Rusya’yı öcü gibi tanıtmak için elinden geleni yapan batı, Demokrat Parti’den kurtulmak ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmesini önlemek için adına aynı yılın Mayıs ayında TSK içindeki yandaşlarına “Devrim” dedikleri askeri bir darbe yaptırarak, Batı’ya baş kaldırmayı ve Türkiye’yi kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üstünde durdurma çalışmalarını başlatan DP hükümetini yıkmışlardı... 

1960 Askeri İhtilal. 1980 Askeri ihtilal. Ve hemen aklıma gelen 15 Temmuz 2016 öncesi Türk-Rus ilişkileri ve 24 Kasım 2015 günü  yaratılan uçak krizi geldi. Uçak krizinin Türkiye-Rusya ilişkilerini bozması yeterli bulunmamış olmalı ki, buna ilaveten, Türkiye-Rusya ilişkilerini koparmak için 15 Temmuz 2016 günü, 27 Mayıs 1960  yılında yapılan askeri darbe benzerine teşebbüs edilmesi yarım asır önceki senaryonun tekrar sahneye konduğunu görüyorduk. Ama bu sefer ki, geçmişten çok farklı. Türkiye, Batı’ya muhtaç, iyi çocuk ve ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın ses çıkarmayan müttefik adıyla yıllarca kandırılmış bir ülke değil artık. Bölgenin lideri olmuş Türkiye, figüran değil, senaryo yazan bir ülke. Beğenilse de beğenilmese de “Küresel aktör”  durumunda bir Türkiye var artık…

Rusya Devlet Başkanı Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la Kremlin’de gerçekleştirdiği zirve öncesinde “Askeri kurumlarımız ve istihbarat teşkilatlarımız düzeyinde bu kadar güven içeren ve etkili bir diyalog kurulmasını kimse beklemiyordu. Moskova böyle olduğu için çok memnun. İlişkilerimizin hak ettiği seviyeye çıkması için aktif biçimde çalışıyoruz” demesi, bence Türk-Rus ilişkilerinin ne denli derin ve güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Batı’nın yıllardır çömez gözüyle baktığı, “başına vur, ağzından lokmasını al” diye gördüğü uysal Türkiye yok. Karşılarında her dediklerine ‘evet’ diyecek, eğilecek ne Cumhurbaşkanı, nede Başbakanı yok artık… 

VAHAB DABAKAN